Fizik

        Şu halde Parmenides’in fiziğinde olduğu gibi pythaorasçı fizik, insanın duygulu olması göz önünde tutularak yapılmış bir şeydir. Aslında değişmez olan şeyi o, değişir yapıyor ve müritleri arasında acemilerin (akousmatikoi) benimsedikleri duyuların bakımını kabul ederek, ezeli ve ebedi Biri, kesif ve kısımları olmıyan (pleres, synekhes) sonsuzda (apeiron) yüzen bir küre (e tou pantos sfaira) gibi tasvir ediyor. Tek ve çiftin, bir ve okun ideal zıtlığı, dolu ile boşun gerçek zıtlığı haline geliyor. Başlangıçta dolu, boş olmaksızın vardı, yahut hiç olmazsa, boş onun dışında idi. Kosmosun teşekkülü, boşun doluya hücum etmesiyle başlıyor. Bu hücum, alemi sarsan daimi nefes gibidir (pnoe, pneuma). Sfaira’ya girerek, orada yerleşerek, boş onu sfaira’nın küültülmüş hayali olan (atomcuların atoma’ları), sonsuz sayıda sonsuz küçük parçacıklara ayırıyor. Geometrik bakımdan keyfiyet, kemiyet ve şekle irca edildiğinden, bu paracıklar ancak kemiyet ve şekillerile birbirlerinden ayrılırlar. Bunlar gerek küpler, gerek piramitler (dört yüzlüler), gerek sekiz yüzlü (octaedres), gerek yirmi yüzlü (icosaedres) veya on iki yüzlü (dodecaedres) cisimler teşkil ederler. Birlik, sonsuz parçalanmağa karşı aksülamelde bulunduğundan, bu parçacıklar geometrik alakalarına göre birleşirler ve iptidai cisimleri meydana getirirler. Toprak, ateş, hava, su, esir. En birinci unsur, dört yüzlü parçacıklardan teşekkül eden ateştir. Tabiatta tanrılır prensipin sembolü olan bu cisim, kainatın merkezi ve en büyük Tanrının (estia toi pantos) yeri bulunan merkezi bir güneşte toplanmıştır; bunun etrafında; 1 aksi dünya (contre-terre), antikhton ve dünyayı ihtiva eden Ouranos; 2. ayı, güneşi (?) ve seyyareleri ihtiva eden hakiki Kosmos; 3. sabit yıldızlarla beraber Olimpos hareket etmektedirler. Arzın yerine (bizim bulunuğumuz tarafın karşısını daima ona çevirdiği için zaten görünmeyen) merkezi bir ateş koymakla ve dünyayı bu merkez etrafında döndürmekle, şüphesiz Pythagoras, heliosentrism (güneşin merkezde olması) i kabul etmiş olmuyor. Fakat bu sisteme yol açıyor; ve alimlerin çoğuna kabul ettirmeğe muvaffak olmamakla beraber, mektebi, daha onu takip eden asırlardan itibaren, bu sistemi meydana koymuş olacaktır. Küreleri birbirinden ayıran mesafeler, seslerle onları, çıkaran tellerin uzunlukları arasındaki nisbeti gösteren sayılarla mütenasiptir ve alemin mihveri etrafındaki devirlerinin neticesi, ancak musiki dhasının görebileceği tanrılık bir ahenktir. Bu ahenk kainatın ruhudr. Varlıklar, mükemmellik bakımından, yükselen bir sıra vücuda getirirler ve bununla külli ahengi aksettirmiş olurlar. İlk varlık (l’etre elementaire), fizik nokta, hareket ederek, çizgiyi meydana getirir; iszgi hareket ederek, sathı meydana getirir; satıh cismi meydana getirir ve bundan sıra ile duyum, idrak, zeka çıkar (emanatism).

     Maddi unsurların bilinen sınırlar arasında değişen bir nisbete göre geçici birleşmesinin neticesi olmak itibarile, fert ölümlüdür. Bu sınırlar aşılınca, nispet nisbetsizlik haline, gayrı müsavi mücedele, bitkinlik ve ölüm haline gelir. Fakat kırılan kabın ideal muhtevası, yok olmaya karşı emniyettedir. Ruh, eşyanın ezeli ve ebedi sırasında yeri olan muayyen bir sayı, alemin ruhunun bir parçası, gök ateşinin bir kıvılcımı, Tanrının bir düşüncesidir. Bu itibarla, o ölmezdir (immortelle) ve ölüm. Tanrı için alem için veya kendisi için yaşadığına göre, onu daha yüksek, daha aşağı, yahut şimdiki hayata benziyen bir hayel koyar .

  Eğer pythagorasçılık, parmenides ve herakleitos gibi vakıanın esaslı unsurlarından münhasıran biri üzerinde ısrar ve fikir in lehine olarak müşahhas realitenin inkarına varıyorsa, bundan dolayı  Herakleitos_Elea meselesinin halli için Yunan düşüncesine en mühim bir unsur sokmaktan geri kalıyor değildir. Efes filozofu tarafından varlığı kabul edilen oluş, daimi hareket nedir ve bunu Elea mektebi tarafından aynı derecede selahiyetle ortaya atılan maddenin devamı ve değişmezliği ile nasıl uzlaştırmalıdır? Çözüme yarayacak olan bu unsur, onun, maddeyi teşkil eden sonsuz küçük parçalar veya gerçek sayılan noktalar, monalar faraziyesidir. Bundan sonra gelen sistemler, iptidai birliklerin fizik-aritmetik teorisi vasıtasıyla Elea ve Efes arasında uzlaştırma denemeleridir. Doğuşu ve bozulmayı gösteren bu yolda, tecrübi vakıayı inkar eden Parmenides’le, oluşa varlığı ve onun devamını feda eden Herakleitos arasında, düşünce, atomcu faraziyede, iki zıt istemi daha yüksek bir terkipte birleştirmeye yarayan mutevassit haddi bulduğu gibi oluşun her türlü akli izahının zaruri temelini de elde etmiş olur. Şu halde maddeye, esaslı hassalarında durmadan değişen sürekli bir kitle gibi bakmaktan vazgeçer. Onu kendiliğinde değişmeyen, fakat nisbi vaziyeti durmadan değişen parçalara ayırır. Bu şekilde, maddenin görünüşlerinde aynı zamanda daimi değişiklir (cisimleri ve mahiyeti ve hassalarında maddeni n devamı vardır. Bu türlü değişikliğin yer değişikliğine ircaı; mekanismdir.

   Bu görüşü temsil eden Empedokles, Anaksagoras ve Demokritos arasındaki fark, Herakleitos, Pythagoras ve Anaksimandros arasındaki farka benzer; yani birincisi, hareketi,

ikincisi Fikri (Idee) (nous), üçüncüsü maddeyi, sisteminin kilit taşı yapmaktadır.