Oluşun izahı

OLUŞUN İZAHI

9._ Pythagorasçı Düşünce

Pythagorasçılığın metafizik doktrinleri, hiç olmazsa kısmen, bizzat Pythagoras’a kadar çıkıyor mu: V. Asrın ilk yarısında İtalya’dan sürülen Filolaos ve bu asrın ikinci yarısında Tarente’de yaşayan Arkhytas gibi pythagorasçı tarikatın azalarına mı aittir: Başlangıçtan itibaren tarikatın kendini kuşattığı sır bu meseleyi tamamiyle çözülemez bir hale koyuyor. Bizzat Aristotales bu hussuta şüphede görünüyor ve ancak pythagorasçıların doktrinden bahsediyor. Ne olursa olsun, pythagorasçı felsefe adı altında tanınan aritmetik spekulasion istikametinde ilk hamle, Sisamlı büyük matematikçiye aittir. Ve bunun müspet ve doğrudan doğruya delili elimizde bulunmamakla beraber, hiç olmazsa bu paragrafta anlatılan doktrinlerin ilk olarak ona ait olduğunu söylememize hiçbir engel yoktur.

Thales gibi İonialı asıldan olan Pythagoras VI. Asrın ilk yarısında Sisam’da doğdu ve önce ilahiyatçı Ferekydesin ve belki d fizikçi Anaksimandros’un talebesi oldu. Eski şehadetlere dayanmayan bir rivayete göre Fenike’yi, Mısır’ı, Babil’i gezdi ve orada Şark’ın ilahiyat sahasındaki düşüncelerini ve matematiğin vatanı olan bu yerde o zamandan en yüksek mükemmellik derecesine varmış olan geometriyi öğrendi. Dini, içtimai, felsefe ıslahat fikirleriyle dolu olarak 520’ye doğru Yunanistan’a dönüşünde bunları Büyük Yunanistan’da Kroton’da, bütün azalarının ahlakta, siyasette ve dinde müşterek doktrinler kabul ettikleri bir nevi tarikat kurmakla hakikat sahasına koydu.

Filozofun akıbeti hakkında kat’i hiçbir şey bilinmiyor. Eseri muvaffakıyetle devam etti. Zamanın bütün ilmi olan geometriyi, astronomiyi, musikiyi, tıbbı ellerinde bulunduran pythagorasçılar, İonalılardan daha geri olan Dorialı bir kavim arasında büyük bir nüfus kazandılar. Kroton’da, Taras’da, Sicilya cümhuriyetlerinde V. Asrın ortalarına kadar hakim oldular ve galip gelen demokrasi onları kısmen buralardan attı, aralarından birçoğu, gerek Teb’de, gerek Atina’da yerleştiler ve burada sofistlerinkine denk nüfuzları, aynı devirde Sicilya, Trakya ve İonia’dan getirilmiş olan materialism ve şüpheciliğe karşı Sokrates ve Platon’un spiritualist aksülamelini meydana getirdi.

İonia metafiziği fizikten çıkıyor; pythagorasçı metafizik matematik üzerine aşılanmıştır. Fiziologları alakadar eden şey, madde ve onun daimi hareketidir; pythagorasçıların dikkatine çarpan şey maddede maddi olmayandır, aleme hakim olan düzendir, tezatlarındaki birlik, uygunluk, ahenktir, her şeyin temelinde bulunan matematik münasebetlerdir. Astronomide ve musikide olduğu gibi geometride de her şeyin sayı meselelerine irca edildiğini görüyorlar. Şu hlde sayı alemin prensibi ve mahiyetidir ve eşya duyulur hale gelmiş olan sayılardır. Her arlık bir sayıyı gösterir ve ilmin son gayesi, her birinin karşılığı olan sayıyı bulmaktır. Sayıların ve binaenaleyh varlıkların sonsuz dizisi birden çıkar. Eğer sayı eşyanın mahiyeti ise, sayının mahiyeti de birdir. Pythagorasçılık iki türlü bir olduğunu söylüyor: 1.Sayılar (varlıklar) silsilesinin çıktığı ve binaenaleyh onları ihtiva eden kuşatan, hulasa eden Bir, mutlak ve zıddı olmayan bir, monadların Monadı (e monas), tanrıların Tanrısı, ve 2.çıkan sayılar dizisinde birinci olan, iki ve üç gibi hek çokluğa (plethos) zıt olan, binaenaleyh iki ile üçle, çkla hudutlanmış olan Bir: izafi bir, yaratılmış monad (to en), Bir’le çok arasındaki zıdlık bütün diğerlerinin anasıdır. Tabiattaki bütün zıdlıklar, kur ve yaş, sıcak ve soğuk, aydınlık ve karanlık, erkek ve dişi, iyi ve fena, sonlu (peperasmenon) ve sonsuz (apeiron) en’in ve plethos’un yahut tek (periton) ve çiftin (artion) çeşitlerinden başka bir şey değildir. Çokluk yalnız başına sebatsızdır ve birlere ayrılır; çift sayı tek olan bire irca olunur. Mutlak bir ne çift ne tektir, yahut aynı zamand çift ve tek, müfret ve cemi, Tanrı ve alemdir. Anaksimandros’un düşüncesinde apeiron ne ise pythagorasçılıkta d bu odr; cinsi zıdlığın üstünde ve ondan önce olan Tarafsız (le Neutre), kuvvetlerin ve unsurların dualismindn evvel gelen ve onu doğuran mutlak farksızlık (I’indifference) tır. Fakat pythagorasçılık buna apeiron adnı vermek istemez, çünkü ona göre passiv, aktive, madde işçiye, şekle, şekil veren prensibe zıt olduğu gibi, apeirn da perainon’a zıddır. Ona göre her sayıya, sayı münasebetlerine ve netice olarak fikre (I’Iddee) irca eldir; İonialıların maddesi ve hareketi, onun gözünd yalnız menfi şeydir, ideal birliğin yokluğudur. Hareket ve oluş meselesinde, vardığı neticeler, Elea doktrinlerinden farklı değildir. Hareket, oluş, onun mücerret idealimsi ile uyuşmaz gibi görünür. Devrin diğer kosmogoni’mektepleri gibi onun da bir kosmogoni’sai varsa, bu zamanda alemin bir başlangıcı olduğunu ve binaenaleyh kainatın bulunmadığı bir devir bulunduğunu kabul ediyor
Demek değildir. Alem eks aionos kai eis aiona (ezeli ve ebedi olarak) vardır ve kosmogoninin, eşyanın prensiplerinden ezeli ve ebedi olan hangi düzen, sıraya göre çıktıklarını görmekten başka mevzuu yoktur.

Felsefe Oluşum

B. OLUŞUN TANRILAŞTIRILMASI

(APOTHEOSE DU DEVENIR)

8_Herakleitos

Paradoksu sevmesi, kendisine karanlık lakabının verilmesine sebep olan herakleitos VI nci asrın sonlarına doğru Efes’te yaşamıştır. İlk devrenin fizikçileri içinde Yunan düşüncesi üzerinde en derin izi bırakan odur ve yeni ipotezlerden birçoğu gerek önceden duyuş şeklinde, gerek açıkça ifade edilmiş fikir olarak Tabiat hakkında isimli kitabının değerli parçalarında bulunmaktadır.

Millet fizikçileri gibi, Herakleitos bütün cisimleri yalnız bir ve aynı unsurun değişmeleri saymaktadır. Fakat bu unsur Anaksimenes’te olduğu gibi, hava değildir; bu bazen ateş (pyr), bazen sıcak nefes (psykhe) dediği daha önce, daha seyrek bir maddedir ve gerek eskiden fiziğin kalorik ve bugün esir dediği şeye gerek yeni kimyanın oksijenine benzemektedir. Bu ilk madde arzın sınırlarından alemin sonuna kadar yayılmaktadır. Var olan her şey ondan gelir ve gene ona dönmek ister; her varlık değişmiş ateştir ve karşılık olarak her varlık ateş haline gelebilir ve hakikatta nihayet ateş olur. Hava ve su, sönmek veya yeniden doğmak üzere olan ateştirler; toprak ve katı cisimler sönmüş ateştir ve Kader (le Destin) tarafından tayin edilen saatte, yeniden tutuşacaklardır. Değişmez bir kanuna göre, gök bölgelerindeki ateş sıra ile buhar, su, toprak haline gelir ve aksi istikamette tekrar aslına döner, gene koyulaşır, göklere yükselir ve bu sonsuz olarak böyle gider. Şu halde kainat, muntazam fasılalarla yanıp sönen değişme halinde olan bir ateş (pyros trope) daimi olarak canlı bir ateştir. Bu ne bir tanrının ne bir insanın eseri değildir. O var olmaya başlamadığı gibi olmayacaktır da. Alemin bir sonucu vardır. Şu manadaki her şey nihayet gene ateş olacaktır. Fakat alem sonsuz olarak küllerinden yeniden doğar. Külli hayat, yaratma ve yok olmanın sonsuz olarak birbirini takip etmesidir. Zeus’un kendi kendisile oynadığı bir oyundur. Sükunet, durma, bir kelime ile varlık, duyuların bir vehmidir. Aynı nehre iki defa girmek mümkün değildir; hatta bir defa bile girmek mümkün değildir. Oraya giriyoruz ve girmiyoruz. Oradayız ve artık orada değiliz. Zira iine daldığımızı sandığımız dlgalar, artık bizden uzaktırlar. Bu sonsuz baş dönmesinde, yokluk durmadan varlık olur ve durmadan varlık yoklukta kaybolur. Yokluk varlığı ve varlık yokluğu doğurduğundan, var olmak ve olmamak yaşamak olmak ve kaybolmak aynı manaya gelen kelimelerdir. Eğer bunlar aynı şey olmasaydlar, değişerek birbirlerine inkılap edemezlerdi.

Daimi akış (I’ecoulement perpetuel), isminin zannettireceği gibi, mukavemet görmiyen, düzlenmiş taşlardan bir yatakta akan bir derenin akışına benzeyen, kolay bir gidiş değildir. Oluş, zıt kuvvetlerin, aksi cereyanların bir kavgasıdr; bunlardan biri yukarıdan gelerek gökateşini, katı maddeye çevirmek istediği halde, diğeri, göğe yükselerek, yeryüzü maddesini ateş haline getirmek ister. Toprak üzerinde her türlü nebati ve hayvani hayatı doğuran, bu iki cereyanın dimi olarak birbirlerile karşılaşmasıdr. Her şey ancak zıtların kavgasından doğar. Organik hayat erkek ve dişiden gelir. İnce ve kalın sesler musikide ahengi yaratırlar. Hastalık olmasa sıhhatın kıymeti bilinmez; çlışmadan tatlı istirahat olmaz; tehlikesiz cesaret yoktur; yenilecek fenalık olmasa fazilet lmaz; nasıl ki atş havanın ölümünü, hava ateşin ölümünü, insan hayvanın ölümünü, tanrılar insanın ölümünü, fazilet rezaletin ölümünü ve rezalet iyilik, faziletin ölümünü yaşar. Şu halde iyilik yoktur, şu halde fenalık nisbi bir iyilik ve iyilik nisbi bir fenalıktır. Varlıkla yokluk gibi iyilik ve fenalık da külli ahenk içerisinde birbirlerine karışırlar.

Herakleitos, eşyanın daimi akışı ve mutlak devamsızlığı, her ferdi hayatın boşluğu ve fenalık olmaksızın iyiliğin, zahmetsiz zevkin, ölümsüz hayatın imkansızlığı üzerinde ısrar ettiğinden, eski çağ için, optimist Demokritos’a karşı pesimist ip olmuştur. Varığı inkar etmesi, bundan başka, şüpheciliği (le scepticisme) icap ettirir. Doğru (le vrai) bugün, yarın, her zaman aynı kalan şey olduğundn, eğer duyuların kavradığı her şey durmadan değişiyorsa, kesin (certaine) ve kat’i (definitive) ilim yoktur. Gerçi duyular tk idrak vasıtamız değillerdir ve bundan başka akla (nous, logos) malikiz. Duyular bize durmayıp geçen şeyi gösterirler ve yalnız duyuma dayanan ilim aldatıcıdır. Akıl bize kalan şeyi bildirir. Ezeli ve ebedi oluşta tek sabit nokta olan tanrılık kanun (theios nomos). Fakat en aydınlatılmış insan aklı, maymunun insandaki kemalden uzak olduğu kadr, tanrılık akıldan uzaktır. Böylece, Herakleitos’ta, duyulur hadise ile numen arasında bir fark gözetmekle, İonia felsefesi bir nevi saflık (innocence) halinden çıkmış oluyor. Metodlarına emniyet etmemeğe, kendi kendinden şüphelenmeğe, ontolojik meselerin çözülebilen meselelerden olup olmadığını kendi kendine sormağa başlıyor; bir kelime ile tenkit meselesini (le probleme critique) sezer gibi oluyor.

Daha şimdiden umumi spekulasiondan ayrılan antropoloji, Herakleitos sisteminin heyeti mecmuasında bir çıkıntı yapıyor. Ruh, gök ateşinin bir suduru (une emanation)dur ve ancak bu hayat kaynağı ile temas halinde kalarak yaşayabilir. Teneffüs ve duyum vasıtasile durmaksızın kendi kendini yeniler. Doğuş, mayi tohumun kuru nefes haline gelmesidir. Şu halde toprağın gizli ateşi mayi halinden geçerek, insan ruhunda ilk haline dönüyor demektir. En kuru nefes en kuvvetli ruhu teşkil eder, fakat ayki ayyaş için ne felaket ki vaktinden önce ruhunu tekrar mayihale geçirir. Ölümde, hayat nefesi yahut ruh derece derece toprak haline döner. Ferdi hayatın enerjisi, gök ateşile, son derece zeki ve bilge olan alemin ruhu (ame du mond) ile birleşmemizin az veya çok devamlı olmasına bağlıdır.

Kısaca, her şey kuru ve sıcak bir prensipten gelir ve sonunda gene ona döner; her şey durmaksızın değişir ve bu oluşta onu tanzim eden, ne tanrıların ne insanların değiştiremeyecekleri kanundan başka değişmez bir şey yoktur.

Burada monism’in tekamül prensipinin, Hegel’in ve yeni düşüncenin mantıki manterminism’inin eski ve safdilane bir surette materialist olan şekillerine rasgelinmektedir. Bu tarihte felsefe, halk kimyasının ruhlar ve esanslarından bahsettiği şekilde ruhtan bahsetmektedir; fakat materialist ise, bundan henüz o kadar az şüphe etmektedir ki, maddeyi gösterecek teknik bir kelimesi bile yoktur. Ancak olmadığı şeye zıt olacaktır ki kendi kendinin farkına varılır. Pythagorasçılıktan doğan spiritualism’i karşısında bulduğu göün, hilozoism, materialism olacaktır.